Header Ads

Barış DEMİR - SİYASETTE ÜSLUP




Barış DEMİR - SİYASETTE ÜSLUP


Politika antik Yunan’dan gelen bir terim olup “çok” anlamındaki “poli” kelimesiyle  “yüz” anlamındaki “tika” kelimelerinin birleşmesinden doğmuş ve Türkçeye karşılığı “çok yüzlü” olarak geçmiştir. Evet, politika “çok yüzlü/çok yüzlülük” demektir ancak “çok yüzlülük” ne demektir nasıl olunmalıdır?

Her girdiği ortama göre değişkenlik gösteren, en ufak bir ilke kaygısı bile duymadan karşısındaki kitleye göre konum alan bir siyaset de çok yüzlüdür, toplumun tüm katmanlarını gözeten her kesimin sorunlarına, taleplerine ve çözüm önerilerine karşı duyarlı olan bir siyasi tavır da çok yüzlüdür. O halde içinde bulunduğumuz siyasi ortamın hangi biçimde çok yüzlü olduğuna nasıl karar vereceğiz?
Tabii ki siyasetin hangi biçimle, hangi üslupla yapıldığına bakarak.

Kimse yoğurdum ekşi demez; hele hele politikacılar hiç demez!

Ama biz  “Hayır senin yoğurdun ekşi” dediğimizde siyaset ya da siyasetçi karşımıza bizi ikna yöntemleriyle, savunduğu argümanlarla mı çıkıyor yoksa TOMA’larla, biber gazlarıyla mı çıkıyor?
Hiçbir politikacının benim yoğurdum ekşi dememesini bir noktaya kadar anlayışla karşılayabiliriz. Ancak son günlerde “Senin yoğurdun ekşi” tarzından propagandalarla karşısındaki kitleyi aşağılayan, yok sayan bir anlayış belirdi ki Kurban Bayramı esnasında yaşadığımız iki örneği burada dile getirmeden geçemeyeceğim.

Birincisi Mustafa Mutlu. Geçtiğimiz günlerde Vatan gazetesinden kovulup Aydınlık gazetesinde yazmaya başladığında nihayet artık baskıdan uzak daha özgürce yazar diyerek sevinmiştik. Lakin bizim artık özgür diye sevindiğimiz Mustafa Mutlu köyündeki baskı ortamından kaçıp İstanbul’a meşhur olmaya giden genç kızlar misali özgürlüğün suyunu fena çıkardı. Mustafa Mutlu’nun iddiasına göre “Kürtler ensest müptelası bir halk.” Bilhassa 90’lı yıllardan sonra uydu anteni kullanımının yaygınlaşmasıyla birlikte ensest vaka’larının arttığını da ifade ederek kendi iddiasına yine kendi iddiasıyla şahitlik ediyor.

Ensest malesef hayatın içinde var olan çirkin bir gerçek. Bu Türklerde de olabilir, Kürtlerde de olabilir, İngilizlerde de, Japonlarda da…
Yalnız siz Japon halkı ensestçidir dediğinizde dünyanın en mazbut, en ahlaklı, en dürüst Japon’unu da çirkin bir şekilde itham etmiş olursunuz bu bir; sizi seven size sempati duyan Japonları da karşınıza alırsınız bu da iki.

Henüz bu olayın şaşkınlığını yaşarken Habertürk’de Sırrı Süreyya Önder faciasını yaşadık. Barış süreci döneminde yaptığı bazı beyanatlar yüzünden eleştirdiğimiz ama Gezi Parkı sürecinde de partisini bile karşısına alarak sergilediği duruşla gönlümüzü tekrar kazanan Sırrı Süreyya Önder “CHP’liler ben İstanbul Anakent Belediye Başkan adayı olmazsam Kürtlerin koşa koşa gidip CHP’ye oy vereceklerini düşünüyorlar. İşte bunlar bu kadar kuş beyinlidirler.” diyerek hem nezaket ve izandan uzak bir siyasi üslup sergilemiş oldu. Oysa benim tanıdığım CHP seçmeni olan pek çok Kürt var. CHP’li kimliklerini Kürtlüğe Kürt kimliklerini de CHP’liliğe tercih etme gereksinimini de hiç mi hiç düşünmüyorlar. Sırrı Süreyya Önder de bal gibi biliyor bu gerçeği. Acaba sırf İstanbul’da AKP’den memnun olmayan AKP’li seçmenin sırtını sıvazlamak için CHP’ye faul yapıyor diye düşünmeden edemiyor insan.

 İşin daha da acı kısmı bu siyasi söz dalaşı ve üslupsuzluk sadece parti/politikacı düzeyinde kalmayıp interaktif medya aracılığıyla sokaktaki adama kadar iniyor ve gerek haber portalları gerekse sosyal medyada polemik –hatta ve hatta küfürleşmeler-  birbirlerini hiç tanımayan ve birbirlerinden binlerce kilometre uzaklıktaki insanlar arasında tatsız tartışmalara neden oluyor.
Hadi siyasetçiler politik bir mecrada pastadan daha fazla pay kapmak için bir birleriyle hiç çekinmeden bu tür seviyesiz mücadele biçimlerine başvurabiliyorlar. İnternette de bir birleriyle küfür dalaşına giren klavye delikanlıları bir birlerini tanımamanın ve bir ömür boyu birbirlerinin yüzlerini görmeyecek olmanın rahatlığıyla pervasızca davranabiliyorlar.

Ama biz…

Bayramiç gibi güzeller güzeli bir kasabada huzur ve mutluluk içinde yaşıyoruz. Hepimiz bir birimizi seviyoruz; en azından sokakta karşılaştığımız zaman bir selam verecek, bayramlaşacak kadar hatırımız var. Çünkü her zaman yüz yüze bakan insanlarız, insan ilişkilerinde bu durum çok önemli ve frenleyici bir etkendir. Onun için her türlü siyasi mücadeleyi yapalım ama kasaba ahlakına, komşuluk hukukuna uyarak olsun mücadele…
Hiç kimse kimseye “Birleşelim de şu namussuzları indirelim” gibisinden laf etmesin lütfen. Zira seçimler gelip geçecek lakin biz o namussuz dediğimiz insanların yüzlerine bakmaya devam edeceğiz. Ama eğer biz politikacıyız, yani “çok yüzlüyüz” diyorsak orası ayrı tabii…

Hiç yorum yok

Blogger tarafından desteklenmektedir.