Header Ads

Barış DEMİR - BİZ CUMHURİYETTEN NE İSTEDİK?






BİZ CUMHURİYETTEN NE İSTEDİK?

29 Ekim Cumhuriyet Bayramını yurt çapında yoğun bir gündem ile yaşadık. Yurt çapında derken devlet eliyle düzenlenen resmi törenleri bu gündem içerisine katmıyorum. Ama İstanbul’da İstiklal Caddesi’nde ve Ankara Tandoğan’da CHP, ADD, İşçi Partisi ve TGB, Kadıköy’de Cumhuriyetin kazanımlarına sahip çıktığı bilinen ancak Cumhuriyeti eylem ve mitinglerle daha önce kutlamamış olan TKP, 90. yıl dönümü kutlamalarına renk kattılar.  Yine İzmir’de toplanan devasa kalabalık İzmir’in aydın, demokrat ve ilerici kent kimliğine çok yakıştı.

Ama hala Gazi Mahallesine, Mamak’a, Kadifekale’ye, Uludere’ye, Reyhanlı’ya, Muradiye Mahallesi’ne ulaşamayan bir cumhuriyet gelişimini tamamlayamamıştır bunu da bir kenara not etmeliyiz.

Bayramiç’te ise kutlamalar bir takım enteresanlıklar ile başladı ve sürdü. İlk olarak 28 Ekim günü üç kurum dışında Atatürk anıtına çelenk bırakılma yasağı üzerine CHP İlçe Başkanlığı alternatif bir tören düzenledi.
29 Ekim sabahı ise saat 10’da başlayan tören ise geçtiğimiz yılların aynısı olduğu, önümüzdeki yılların da aynısı olacağı için uzun uzadıya anlatmaya gerek görmüyorum. Asıl sürpriz ise akşamki fener alayındaydı. Son yılların en geniş katılımlı fener alayı olması bir hayli sevindiriciydi. İnsanlar elerlinde bayraklarıyla, kadın, erkek, çoluk, çocuk hep beraber coşkuyla fener alayı yürüyüşüne başladılar. Ancak törenin sonlarına doğru atılmaya başlanan “Ya Allah, Bismillah Allahü Ekber” sloganları oradaki pek çok kişiyi rahatsız etti. İnsanlar rahatsız olmakta da haklılar. Zira her etkinliğin, ritüelin kendine has bir karakteri vardır. Nasıl ki Bayram namazında “Yaşasın Cumhuriyet” diye bağırmak yersiz ve boş ise o akşam atılan bu slogan da Cumhuriyet Bayramı’na o kadar yabancıydı. Zaten laik demokratik cumhuriyetin asli amacı yurttaşların din baskısı altında yaşamamalarını sağlamak değil mi?  İnsanlar bile bile nasıl olur da irticai karakterli eylemlerde kullanılan bir sloganı böylesine fütursuzca kullanabilirler… Bunun o sloganları atan genç arkadaşlarımızın eylem konusundaki deneyimsizliklerinden kaynaklandığını düşünerek daha başka bir maksat aramamak en doğrusu sanırım.

Hadi hepsini geçelim ama bir noktayı atlamayalım. Orada atılan sloganların yurttaşların taleplerine dair bir amacı olmalıydı. Aristo, cumhuriyeti; "Umumun menfaatini gözeten halk idaresi" diye tarif eder. Umumun menfaatinin gözetilebilmesi için umumun talep etmesi gerekir. Peki, biz ne talep ettik sabahın 10'undan fener alayının bitimine kadar? Sabah çocuklarımızın geçit merasiminde attığı her adımda, akşam fener alayında ağızlardan çıkan "ya Allah bismillah...." sloganlarında neyi talep ettik cumhur olarak? Cumhuriyetin kazanımlarının yok edilmesine yönelik tehditlerin sonlandırılması mı, daha fazla gelir mi, daha fazla özgürlük mü, daha eşit bir ülke/dünya mı? Ne?

Maalesef atılan sloganların hiç birinde meşru bir talep söz konusu değildi. O gece biz fener alayında yapamadık ama Kurşunlu Köylüleri bizim yapamadıklarımızı sessiz sedasız yapıyorlar.
Madencilerin köylerindeki 760 adet ağacı kesmesinden sonra 3000 ağacın daha kesileceğini öğrenen köylüler “Zaten Kara Menderes Çayı’na yapılan barajdan sonra tarım yapamaz hale geldik ve hayvancılık ile geçinmeye başladık. Köyümüzün dibine kurulacak olan maden ocağı yüzünden hayvanlarımızı otlattığımız alanlar da madenciler tarafından işgal ediliyor. Biz o ormanlardan kömürümüzü tutuşturacak odun kesmedik. Ama madenciler ne var ne yoksa kesecekler” diyerek madencilere karşı ayaklandılar ve iki saat süreyle “Duran Köylü” eylemi yaptılar.

Tam bu olayın mutluluğunu yaşarken Kurşunlu Köyü’nden gelen ikinci bir mutlu haber aldık. Ağaç kesimlerinin devam etmesine tepki gösteren köylülerden çiftçi Bülent Özüren, madene yakın bir mesafede çadır kurup, açlık grevine başladı. Bugüne kadar hiçbir yetkilinin gelip kendilerine madenle ilgili bilgi vermediğini belirten Özüren, doğa katliamına "dur' demek için böyle bir eyleme başladığını söylüyor ve hepimize örnek oluyor. Umarım böyle bir olaya gerek kalmaz ama eğer köylülerin taleplerine uygun bir yanıt verilmezse 7 Kasım’da kendisini yakacağını iddia ediyor.
İşte Cumhuriyet böyle savunulur! Her ne kadar tanımasam da, başta Bülent Özüren olmak üzere bize bu konuda örnek olan tüm Kurşunlu Köyü halkını sevgiyle selamlıyorum. İyi ki varsınız.
Şimdi bizim önümüzdeki en önemli görev Kurşunlu Köylülerinin taleplerini kendi taleplerimiz gibi sahiplenmek ve o talepleri savunmak.

İşte asıl bayram kutlamasını o zaman yapmış olacağız.  Bunu yapabilecek iradeyi gösterememek her 29 Ekim’de hasta olup rapor almaya! eşdeğerdir. Olaya biraz da bu açıdan bakmak manzarayı daha net gösterir bence…




Barış DEMİR - bayramicegitimsen@gmail.com

Hiç yorum yok

Blogger tarafından desteklenmektedir.